Sıkıntı yok, hallederiz!



Ülkemizde soru sorma kültürünün git gide azaldığını fark ediyorum. Çocuk yaştan itibaren bize dayatılan ‘fazla soru sorma’, ‘insanın başına ne gelirse meraktan…’ gibi beylik laflar gelişimin önündeki en büyük engel. Hele hele, ‘sıkıntı yok, hallederiz’ gibi şark zihniyetine peşinen karşı çıkmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Aşağıda, her iş fikrini teste tabi tutabileceğiniz 4 sorulu bir yaklaşım önerdim. Bu dört sorunun üçüne evet cevabı alamıyorsanız, çok büyük ihtimalle fikriniz başarısız olacaktır. İşin başındayken vereceğiniz kararlar size büyük kazanımlar sağlayacaktır.


Peki, işe nasıl başlamak lazım?



Aranızda Alice Harikalar Diyarında kitabını okuyan vardır mutlaka. Muhtemelen de çocukken okumuşsunuzdur. Size tavsiyem, bu kitabı bir de yetişkin halinizle tekrar okumanız…

Kitapta beni çok etkileyen bir kısmı size anlatmak istiyorum. Alice, harikalar diyarında gezinirken kaybolur ve belli bir süre yürüdükten sonra bir yol ayrımına varır. Geldiği yolun yanı sıra, solunda bir başka, sağında bir başka yol uzanmaktadır. Hepsi birbirine benzer ve hiçbirinde bir yön bilgisi, tabela vesaire bulunmamaktadır. Alice ne yapacağını şaşırmış halde etrafına bakınırken, dört yol ağzının orada bir kediyi fark eder ve heyecanla yanına koşar.


Yanına varır varmaz,


- Kedi Kardeş, Kedi Kardeş! Hangi yolu seçmeliyim?

- Nereye gitmek istiyorsun?

- Bilmiyorum der Alice.

- O zaman, hangi yolu seçtiğinin hiçbir önemi yok…


Der kedi.


İşe başlamak için İki seçeneğiniz var. Bunlardan birincisi, ‘kervan yolda düzülür’ yolu. Hiçbir işin planlandığı gibi gitmediğinin ve yolda yapılacak değişikliklerin muazzam önemli olduğunun farkındayım ve sürekli olarak çevik düşünce yapısının öneminden detaylı olarak bahsediyorum ancak, anlattığım ‘Alice Harikalar Diyarında’ hikayesinde de vurgulandığı gibi ana bir amacınızın olması şart. Yoksa kaderinizi ‘sıkıntı yok, hallederiz!’ciler belirler.


Bu da bizi ikinci seçeneğe getiriyor. İşe şu şekilde başlayın: Başarmak istediğim ne? Yani, sonunu düşünerek işe başlamaktan bahsediyorum.




Dönemin ABD başkanı John F. Kennedy, ünlü konuşmasında şöyle der:


‘Bu on yıl bitmeden, aya bir insan göndermeli ve onu sağ salim geri getirmeliyiz. Bunu ilk yapan biz olmalıyız!’


Cümleyi tekrar tekrar okumanızı rica ediyorum. Dikkat ettiyseniz, muğlak hiçbir unsuru yok bu söylemin. ‘Uzay endüstrisinin lideri olacağız’ gibilerinden herkesin farklı yorumlayacağı bir vizyon açıklaması değil. Mars’a mı gidelim, yoksa Venüs’e mi gibi usa sığmaz soruları ortadan kaldıran, süresi, sınırları ve kimin tarafından gerçekleştirileceği belli, uğrunda zaman ve enerji harcamaya değecek bir amaçtan bahsediyoruz.


İşin sonunu belirlediğinizde ne oluyor peki? Sınırlı kaynaklarınızı çizdiğiniz çerçevede kullanmaya başlıyor ve rotanızdan – gidiş yolunuzu değiştirseniz bile- asla sapmıyorsunuz. Nasıl her gezginin bir kerterize ihtiyacı varsa, sizin de bir iş insanı olarak kutup yıldızına ihtiyacınız var.


Kutup yıldızınız belli olunca iş bitmiyor tabi ki. Hedefinize nasıl ulaşacaksınız, bunun detayları ile ilgili hazırlık yapmanız gerekiyor. Hatta bu hazırlık süresi o kadar önemli ki, başarılı olup olmamak arasındaki ince çizgiyi belirleyen faktörlerin başında geliyor.


Ancak, şunu belirtmek isterim: Hazırlık sürecine önem vermek demek, illa çok çalışmak demek değildir. Yani çabanızı ölçmek için sadece zaman dilimlerini kullanıyorsanız, yeterli olmayacaktır. Bir işe yeteri kadar zaman ayırmak kadar, doğru işe zaman ayırıyor musunuz bunu sorgulamak gerekir.




Ünlü yönetim düşünürü Peter Drucker, ‘Verimlilik işi doğru yapmakla ilgilidir, etkinlik ise doğru işi yapmakla…’ demiş! Etkin olmaya çalışın…


Ve unutmayın ki, etkinliğin önündeki en büyük engellerden biri insandır! Bu insan, yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı siz olabileceğiniz gibi, birlikte iş yapmayı düşündüğünüz insanlar da olabilir.


Özellikle ülkemizde eğitim seviyesindeki farklılıklardan, sosyo-ekonomik çeşitlilikten ve kemikleşmiş iş yapma biçimlerinden dolayı, öğrendiğiniz, alışageldiğiniz davranışlardan çok farklı türlerde insanlarla karşılaşacaksınız. Bu o kadar karmaşık bir durum ki, coğrafyadan, gelir seviyesinden, öğrenim durumundan bağımsız karşınıza çıkabiliyor. En tahsilli insandan hiç beklemediğiniz sevide cahillik örnekleri yaşarken, bir ilkokul mezunu sizin vizyonunuzu açabilir. Tek yapabileceğiniz, 'sıkıntı yok, hallederiz'cilerden uzak durmak, her şeyi sorgulamak ve algınızı açık tutmak…


Esenlikle kalın.


Can Papuççuoğlu

Kurucu & CEO

The experience agency

T. + 90 532 261 6774

E. can@deneyimajansi.com

W. www.deneyimajansi.com


The experience agency der ki:


- Bizim sınırlı kaynaklarımızı modaya uymak için harcama lüksümüz yok! Tesadüf eseri başarılı olabilirsiniz ama bunun olasılığı çok düşüktür. Onun yerine her fikrinizi şu 4 soruluk testten geçirin:

1- Müşterileriniz, sizin çözmeye aday olduğunuz bir problemi olduğunun farkında mı?

2- Eğer bir çözüm olsaydı, satın alırlar mıydı?

3- Peki sizden satın alırlar mıydı?

4- Biz, bu çözümü üretebilir miyiz?


- ‘Sıkıntı yok, hallederiz’ tuzağına düşmeyin. Bugüne kadar yapılan tüm icatlar ve büyük sıçramalar sıkıntılardan yola çıkmış ve bu sıkıntıları çözmek üzerine tasarlanmıştır. Sizin amacınız, problemlerden kaçmak değil, onlara çözüm bulmaktır ve bu süreç hiç de sanıldığı gibi kolay değildir.


- ‘Sonunu düşünerek işe başla’ sizin kutup yıldızınızdır. Bu size zaman, para ve motivasyon kazandırır.


- ‘Hazırlanmakta başarısızsan, başarısızlığa hazırsın!’ Bir iş yapmaya başlamadan önce herkesin ayırdığı hazırlık süresinden en az 2 kat daha fazla süre ayırın.

177 görüntüleme

İstanbul, Türkiye

©2019 by The experience agency.