Yeni normalin kazananı: Sosyo-duygusal öğrenme

Hepimiz şu anda bir pandemi krizinin ilk safhalarını yaşıyoruz. Dolayısı ile eğitim sektöründe her şeyin dijitalleşeceği, yüz yüze eğitimin tamamen ortadan kalkacağına olan yanlış inanç had safhada.


Nasıl dijitalleşme, 2000’lerin başında basılı yayınları öldürmediyse, çevrimiçi eğitimler de yüz yüze eğitim deneyimini öldürmeyecek, birbirinin alternatifi olmak yerine, iki ayrı kulvar olarak devam edecek.

Pandemi kontrol altına alındıktan sonra ise dünya her konuda yeni bir normale kavuşacak. Fakat bu süreç, aşırı radikal bir şekilde ve bir anda olmaktan çok, 11 Eylül saldırısı sonrası havayolu ve seyahatte yaşanan büyük ancak sürekli değişim gibi olacak gibi gözüküyor.

Ben, eğitim sektöründe yaşanacak önemli değişimin, araçlarla ilgili – yani çevrimiçi programlar vb- olmaktan çok içeriksel olacağına inanıyorum.


Peki içerik olarak neler değişecek? Öncelikle, çeviklik, adaptasyon, yaratıcı düşünme ve dayanıklılık gibi konular ağırlık kazanacak. Ancak, bu konular temel beceri konuları olmadığından dolayı, sadece bilişsel yani bilgiyi sunarak öğrenilebilecek ve daha da önemlisi davranış haline gelebilecek konular değil. İşte tam burada, sosyo-duygusal öğrenme dediğimiz, yaşanmış gerçek hikayelerden elde ettiğimiz çıkarımlar ön plana çıkacak. Esasında, yeni normalde birbirimizden öğrenmeye ağırlık vereceğiz.

Bu durum, ta taş devrinden bu yana süregeliyor esasında. İnsanoğlu, bilinmezler karşısında bireysel çabalarından dolayı değil, birbirinden öğrenerek ilerledi bugüne kadar. Taş devrinde yırtıcı hayvanlara karşı kendini nasıl koruyacağından, onları nasıl avlayacaklarına kadar evrildi. Şimdi de, bilgi çağında VUCA ortamına nasıl uyum sağlayacağı ve hatta onu yönetilebilir hale getireceğini birbirilerinin tecrübelerinden öğreneceğiz.

Coronavirüs, eğer doğru değerlendirilirse, uzun zamandır iş dünyasına yönelik eğitim sektörünün ihtiyacı olan değişimine ön ayak olabilir. 2020’li yıllarda, hala 1960’larda ortaya atılan yönetim becerilerinin eğitimini veriyorsak, iğneyi önce kendimize batırmalıyız.


Bu dönem, eğitmenler olarak kendimizi yeniden tanımlayacağımız, yeni içerikler ürettiğimiz ve sosyo-duygusal öğrenme konusunu derinlemesine anlayabileceğimiz bir dönem olmalı. Dijitalleşmek mi dijitalleşmemek mi? gibi tartışmalara girmekten kaçınmalıyız. Dijitalleşme, moda bir terim olmamalı. Üstelik, bir proje değil, bir süreçtir dijitalleşme ve 2020’lerin olmazsa olmaz konusudur, nokta!

Yeni yetkinlikleri bulup, bunları davranış haline getirmek için sosyo-duygusal öğrenme tekniğini kullanan, bunu yaparken de çalışanlar için en uygun mecrayı kullanan şirketler, 2020’leri başarı ile yönetebilecekler…

Esenlikle kalın.

Can Papuççuoğlu

Kurucu & CEO

The experience agency

T. + 90 532 261 6774

E. can@deneyimajansi.com

W. www.deneyimajansi.com

The experience agency der ki:

- Dijitalleşme bir moda değil, bir zorunluluktur. Üstelik, belirli bir sürede bu değişimi geçiremezsiniz.

- Önce eğitim içeriklerini gözden geçirmemiz gerekiyor. 1960’lı yıllarda ihtiyacımız olan becerilerin çok büyük bir kısmı bugün işe yaramıyor.

- Sadece bilgiyi vermek yeterli değil. Kimsenin yaşamadığı olağanüstü durumlarda en iyi öğrenme, birbirinin tecrübelerinden ve ne hissettiklerinden ortaya çıkar.

- Yeni normalin eğitim önceliklendirmesi bu sırada olacak: Bağlam (Context) – İçerik (Content) – Mecra (Medium)

89 görüntüleme

İstanbul, Türkiye

©2019 by The experience agency.