Neden olmaz?


İster yeni bir girişime başlıyor olun ister mevcut işinizde bir inovasyon hamlesine girin, iki tane çok önemli soruya cevap vermelisiniz.


Bunlardan ilki, “Değer Varsayımı’. Yani, müşterilerinizin sunduğunuz ürün veya hizmeti değerli bulup bulmadıklarının cevabı. Eric Ries’in efsanevi kitabı “Yalın Girişim’de anlattığı Facebook örneği üzerinden gidecek olursak, Facebook’u henüz doğum aşamasında yatırımcılar gözünde bu kadar değerli kılan en önemli iki gösterge, kullanıcıların platformda geçirdiği sürenin fazlalığı ve tekrar siteye girme sıklığı idi. Ölçümler, kullanıcıların yarısından fazlasının platforma her gün tekrar giriş yaptığını ve giriş yaptıktan sonra sektör ortalamasının çok üzerinde vakit geçirdiklerini gösteriyordu.


Facebook’un ücretsiz olduğunu öne sürerek, kendi sektörünüzde bunun işlemeyeceğine kendinizi inandırabilir veya ‘neden olmazcılar’dan benzer bir yorum alabilirsiniz. Ancak, birazdan anlatacağım doğru soru sorma, doğru varsayımlar kurabilme ve doğru insanlardan akıl alabilme tekniklerini kullanabilirseniz, tasarlayacağınız iş modeli ile ücretli hizmet veya ürünlerde de değer varsayımınızı yüksek tutabilirsiniz.


İkinci önemli konu ise “Büyüme varsayımı”. Yani işinizin ne hızda büyüme potansiyelinin olduğu ve bu potansiyelin kısa vadede gerçekleşip gerçekleşmediği. Yine aynı örnek üzerinden gittiğimizde, Facebook’un büyüme hızının inanılmaz boyutlarda olduğunu görüyoruz. Şubat 2004’te açıldığı günden sadece otuz gün sonra, Harvard öğrencilerinin neredeyse ¾’ü Facebook kullanıcısı olmuş bile. Üstelik bir kuruş pazarlama ve reklam harcaması yapmadan!



Bu iki sorunun cevabı o kadar önemli ki bir girişimci ya da profesyonel çalışan olarak muhtaç olduğunuz inancı gerçek anlamda test edebileceğiniz tek ve en doğru yol bu. Şunu hiçbir zaman unutmayın; hazırlayacağınız bütün iş planları, gelir tabloları, analizler, araştırmalar günün sonunda temel bir varsayıma dayanır: Ürün veya hizmetimizden faydalanmak isteyen insanlar var ve biz bu ihtiyaca en iyi cevap veren şirketiz.


Varsayımlar olmadan, iş hayatında hareket edemezsiniz. Stratejiniz, ister istemez kimi varsayımlara dayanmak zorundadır ve isminden müsebbip, bunlar farazi savlardır ve gerçeklikleri test edilmelidir. Ayakkabı üretimi, hızlı tüketim mamulleri pazarlama, sanayicilik gibi çok uzun zamandır var olan, iş yapış modelleri kemikleşmiş sektörlerde dahi fark yaratmak istiyorsanız kimi varsayımlarda bulunmanız şarttır. Aksi halde, sunduğunuz ürün veya hizmet başka birinin kopyası olacaktır. Bu da sizi iki sürece doğru sürükler: Ya dipsiz bir fiyat rekabeti içine girmek ya da müşteri bulamamak. Her ikisinin de kaçınılmaz sonu aynıdır: Ölüm!


Bugüne kadar yapmış olduğum birçok iş kurma girişimimde eğer bu iki soruyu en başta kendime sormayı bilseydim, karşıma çıkan “Neden olmazcılar”la vakit kaybetmeden, daha doğru insanlarla daha doğru işler yapabilirdim. Doğru insanlardan kastım şu: “Neden olmazcılar” yerine, “Bu iş olmazsa neden olmazcılar”


Aralarında kelime oyunundan çok daha fazla fark olan bu iki tür insandan bir tanesi, derhal kaçınılması gereken türken, diğeri girişim maceranız boyunca asla yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz, olmazsa olmaz bir tür. Peki neden?



İstediğiniz kadar ticari zekânız yüksek veya akıllı olun, literatürde “Confirmation Bias” olarak adlandırılan, Türkçeye “yanlı doğrulama, doğrulama önyargısı, teyit önyargısı” ve daha birçok farklı şekilde tercüme edilmiş olgudan kaçınmanız neredeyse imkânsız!


Yanlı doğrulama şu şekilde işliyor: Bir düşünce, inanç veya iş fikrine giriştikten sonra karşılaştığınız tüm bilgi, örnek ve olayları farkında olmadan kendi düşüncelerinizi desteklemek için kullanıyorsunuz. Örneğin, bir restoran açmak istiyorsunuz. Aklınızda bu fikirle bir gün herhangi bir restoranda yemek yerken, masaların hepsinin dolu olduğunu fark ediyorsunuz. Üstelik fiyatlar da oldukça şişik! Ne de olsa herkesin yemek yemeğe ihtiyacı var, öyle değil mi? Hatta bulunduğunuz semtte Madagaskar yemekleri yapan bir restoran da yok! Geçenlerde arkadaşınız Madagaskar mutfağını ne kadar sevdiğini söylememiş miydi laf arasında?


Tebrik ederiz, artık siz de bir yanlı doğrulama kurbanısınız, aramıza hoş geldiniz! Bu fenomenden kurtulabilmenin tek yolu, algılarınızı açık tutmaya çalışmak ya da olabildiğince objektif olmak değil. Sonuçta bu bir yanılsama ve yanılsama içerisindeyken objektif olup olmadığınızı bilemezsiniz. O yüzden yanınızda mutlaka fikirlerine güveneceğiniz, mantıkla hareket edebildiğine inandığınız birilerini bulundurmanız gerekiyor.


“Neden olmazcı” size tavsiye verir süsüyle ne kadar akıllı olduğunu empoze etmeye çalışırken, “Bu iş olmazsa neden olmaz” sorusunu sormayı becerebilenler size bambaşka bakış açıları sunmaya çalışırlar.


Girişimci ruhuna sahip insanlar, yanlarında kendilerinin göremeyeceği noktaları gösterebilecek akıllı insanları taşıyacak kadar akıllıdırlar!


Esenlikle kalın.


Can Papuççuoğlu

Kurucu & CEO

The experience agency

T. + 90 532 261 6774

E. can@deneyimajansi.com

W. www.deneyimajansi.com




The experience agency der ki:

- Kendinize sorular sormayı bir alışkanlık haline getirin.

- Her soruyu siz soramayacağınız gibi, her sorunun cevabını da bildiğinizi düşünmeyin.

- Başkasından akıl isterken, satır aralarına dikkat edin: Size ne kadar akıllı olduğunu mu anlatmaya çalışıyor yoksa sizinle beraber düşünmeye mi çalışıyor?

- Sorduğunuz sorulara cevaplarınız pek de olumlu değil mi? O zaman yol yakınken vazgeçmeyi bilin!

255 görüntüleme

İstanbul, Türkiye

©2019 by The experience agency.